BU KEZ SÜLEYMAN YAĞIZ TERLEDİ!

BU KEZ SÜLEYMAN YAĞIZ TERLEDİ!

Kutlu ESENDEMİR, Habertürk Gazetesi, 30 Mart 2011

(Röportajı, aynı gün www.haber3.com sitesi alıntıladı)

Meclis’in ‘soru önergesi’ rekortmeni DSP’li Süleyman Yağız’ı bu kez biz terlettik…

 

“DERVİŞ KÜRESEL KUNDAKÇILIK YAPTI!”

 

Süleyman Yağız, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin en çok soru önergesi veren milletvekillerinden ve DSP’li. Eski Başbakan Bülent Ecevit’e en yakın isimlerden. Aynı zamanda gazeteci ve yazar. Geçen hafta, Meclis Başkanlığı’na sunduğu ve yanıt alamadığı soru önergelerini, “Terleten Sorular” adıyla kitaplaştıran Yağız, bu kez Kutlu Esendemir’in sorularını yanıtladı.

-Meclis’in en çok soru önergesi veren milletvekili olarak, bundan sonra vereceğiniz ilk soru önergesi ne olacak?

-Birkaç gün içinde vereceğim ilk önerge, Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın il gezileri sırasında açtığını söylediği tesislerle ilgili olacak. 81 ilimiz için ayrı ayrı toplam 81 önergeyi bir günde vereceğim.

-Ne diyeceksiniz?

-Diyeceğim ki; “Gittiğiniz illerde açılışını yaptığınızı söylediğiniz tesislerin sayısı tartışma konusu olmuştur. Bu bağlamda sormak istiyorum: Başbakan olduğunuzdan, bu önergenin yanıtlanacağı güne kadar (A) ilinde kaç tesisin açılışını yaptınız? Açılışların kaçı seçim gezileriniz sırasında gerçekleştirilmiştir? Bu ilde açılışlarını yaptığınız tesislerin ne kadarı kamuya, ne kadarı özel sektöre aittir? Bunların arasında fabrika var mıdır? Varsa ne kadardır? Ne üretmektedir? Açılışını yaptığınız tesisler hangi adları taşımaktadır ve tek tek, açılışlarındaki maliyetleri ne kadardır? Kamuda ya da özel sektörde aynı süre içinde aynı ilde ne kadar yeni istihdam yaratılmış ve kaç işçi işsiz kalmıştır?”

-“Terleten sorular” kitabınız, Başbakan Erdoğan ve birçok bakana yönelttiğiniz ancak yanıt alamadığınız soru önergeleriyle dolu.

-Evet ne yazık ki öyle. Öyle komik yanıtlar da var ki. Örneğin ben, “AKP döneminde ne kadar yolsuzluk olayı ortaya çıkarıldı?” diye soruyorum. Verilen yanıtta, “Kanunlarda yolsuzluk suçu şeklinde bir suç tipi yoktur” deniliyor. Olacak şey değil. Yine örneğin, bir dönem akaryakıt almak için rüşvet verdiğini itiraf eden Başbakan’a, “Ne kadar rüşvet verdiniz?” diye soruyorum. Başbakan adına yanıt veren Bakan, “Çiftçilerimizin mazot fiyatlarındaki artıştan mağdur olmaması için mazot desteği ilk kez hükümetimiz döneminde verilmeye başlanmıştır” diyor. Böyle yanıt olur mu?

-Bu tavrı nasıl açıklıyorsunuz?

-Sayın Başbakan, yargı denetiminden de Meclis denetiminden de hiç hoşlanmıyor. Oysa denetimsiz güç çok tehlikelidir. Biliyorsunuz, Sayın Başbakan, beğenmediği yargı kararları olduğu zaman, yargının “pranga” olduğunu bile söyleyebiliyor. Ama aynı Başbakan, hoşuna giden kararların verilmesi hâlinde, “Bu yargının işidir; bizimle ilgisi yoktur; herkesin saygı göstermesi gerekir” diyebiliyor.

-Sadece bir hakkınız olsa, en çok hangi sorunuzun yanıtlanmasını isterdiniz?

-Ayrımcılık yapmak istemem ama Alevilik benim özel ilgi alanıma giriyor. Zaten onlar da ayrımcılık değil, eşit yurttaşlık istiyor. Bu bağlamda, Aleviler’in ortak paydalarını oluşturan haklı talepleriyle ilgili sorularıma Aleviler’in istekleri doğrultusunda yanıt verilmesini çok isterdim. Örneğin, “Evet, cemevleri ibadet yeridir” denilmesini. Örneğin, “Evet, Madımak müze yapılacaktır” denilmesini. Yine örneğin, “Evet, zorunlu din dersi kaldırılacaktır” veya “Seçmeli okutulacak ve Alevi önderlerinin de derse inisiyatifi yansıtılacaktır” denilmesini çok çok isterdim…

-Başbakan Erdoğan’la tanışır mısınız?

-Bir kere Meclis’te yüz yüze gelmişliğimiz; selamlaşmışlığımız var. Bir de ben kurucu kadrosunda yer aldığım Takvim Gazetesi’nde yazarken, kendileri İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’ydı. Bir yazım nedeniyle bana teşekkür faksı göndermişti. O yazımda, kimseye karşı önyargılı olamayacağımı ve elimde belge olmadığı sürece kimseyi suçlayamayacağımı dile getiriyordum. O yazım nedeniyle de Sayın Başbakan biliyor ki, gazeteci-yazar olarak kimseye haksızlık etmedim, siyasetçi olarak de kimseye kara çalmak gibi bir niyetim olmadı. Hiçbir zaman fırsatçı olmadım. Önerge verirken, yüzde 100’e yakın emin olmak isterim.

-Bakanlar’dan, milletvekillerinden, “Yeter” denildiği olmuyor mu?

-Benim bir özelliğim de iletişim ağımın çok geniş olması. Önergelerimi yaklaşık 10 bin kişiye e-posta ile gönderiyorum. Çeşitli gruplar aracılığıyla da yayıyorum. Ayrıca milletvekillerine de postalıyorum. 21. Dönem’den de tanıdığım bazı AKP’li arkadaşların, “Ne kadar çok yazıyorsun? Nasıl yetiştiriyorsun o kadar önergeyi?” dediği oluyor.

-Kimi sorularınızın Meclis Başkanı Mehmet Ali Şahin tarafından uygun bulunup, Başbakan tarafından uygun bulunmamasını nasıl açıklarsınız?

-Bu, soru hakkının pek umursanmadığını, keyfiliği ve önergelerin zamana yayılarak unutturulmak istendiğini gösteriyor. Öyle ya, Meclis Başkanı, “Bu sorular uygundur” diyorsa, mutlaka ve mutlaka muhatabı tarafından yanıtlanmalıdır. Ama bunun bile yapılmadığı çok sık görülüyor. Örneğin, benim şu anda anımsadığım, biber gazıyla püskürtülen öğrencilerle ilgili önergem öyle oldu. Sayın Şahin uygun buldu, Sayın Erdoğan umursamadı. Başbakan, yanıtlaması için bir bakanına havale bile etmedi.

-Muhalif milletvekillerinde soru sormak için ölçüt nedir?

-Muhalefet milletvekilleri, iktidarın evet demediği hiçbir yasayı çıkaramaz. İktidar istemediği sürece 400 milletvekili bir yasa önerisine imza atsa bile, o teklif Meclis’te yasalaşamaz. O nedenle yazılı veya sözlü soru sormak çok önemlidir. Sorarken bir haksızlığı da gündeme getirebilirsiniz, bir öneriyi de. Bunu yaparken milletvekilinin gündemi çok iyi takip etmesi, vekili olduğu milletin şikâyet, hak ve taleplerini dikkate alması gerekir. Yazılı soruların çok önemli bir özelliği var, o da şu: Daha o sorular muhataplarının eline geçmeden siz onu ülke gündemine taşıyabiliyorsunuz.

-Yönelttiğiniz pekçok soru yanıtlansa Meclis’i çalışamaz hâle getirmez mi?

-Hayır! Çünkü yazılı soru önergelerine yanıtları bürokratlar hazırlıyor. Hele hele Başbakan kimseye yanıt vermiyor. Bir bakanına havale ediyor. Bakan da bürokratına. Bürokrat bir şeyler yazıyor; bakan da imzalıyor. Sözlü sorulara ise Meclis’te bakanlar yanıt veriyor ama, bakanların açıkladıkları verileri de yine bürokratlar hazırlıyor.

-Meclis’te sizce iyi bir soru önergesi nasıl verilir?

-Gündemi iyi takip ederek… Olup biteni, gelişmeleri iyi takip ederek… Hak ve talepleri, hukuksuzlukları, yapılan haksızlıkları iyi takip ederek…

-2002 yılından bu yana DSP milletvekili olarak, bu 8 yıllık süreci sorularla anlatacak olsanız bu durumu nasıl özetlersiniz?

-Türkiye’nin en çok ihtiyaç duyduğu şey uzlaşmadır. Biz de iktidara geldik. O dönemde uzlaşma kültürünün somut örneklerini verdik. En çok Anayasa değişikliğini biz yaptık. Ama en küçük muhalefet partisinin bile desteğini ve katkısını alarak yaptık. Cumhurbaşkanı Sayın Ahmet Necdet Sezer’i de uzlaşarak seçtik. AKP’nin iktidar olduğu 8 yıllık süre içinde ise en çok eksikliği hissedilen şey uzlaşma kültürüdür. Siyaset dünyamız adeta bir çatışma içindedir.

-Zaman zaman yaşamını yitiren Bülent Ecevit’in ölümüyle ilgili olarak çeşitli iddialar ortaya atılıyor.

-Ecevit’in ölümüyle ilgili olarak da kafanızda soru işaretleri var mı?

-Elbette ki, çok var… Ama bir soruya yanıt verirken de söylemiştim. Elimde belge olmadan kimseyi suçlayamam. Bu konu daha çok konuşulacak. İleride bunun kitabını da “Ecevit’in son genel sekreteri” olarak herhâlde ben yazacağım.

-Biraz açar mısınız bunu?

-Şu kadarı şimdiden söylemeliyim: Ecevit, baskın bir erken seçime götürülerek iktidardan uzaklaştırıldı. Ecevit’e darbe yapıldı. Burada Kemal Derviş çok büyük rol oynadı. Derviş, Ecevit’in düşürülmesinde küresel kundakçılık görevini yaptı. Biz onu dış borcu çevirmesi için getirmiştik, o geldi küresel entrika çevirdi. Bu entrikacıya kimsenin yüz vermemesini dilerim.

-Bu düşüncenizin altında ne var?

-Bakınız, Cengiz Çandar 30 Kasım 2001’de, o zaman Yeni Şafak yazarıydı, aynen şöyle demişti: “Eğer, Afganistan’daki Taliban rejimine yönelik olarak başlatılan ‘terörü ve terörist barından ve üreten rejimler’i hedef alan ‘kampanya’nın içine, ne pahasına olursa olsun, Irak’ı alarak genişlemesi ‘Amerikan politikası’ hâlini alırsa; o gün geldiğinde Bülent Ecevit, Türkiye’de Başbakan olarak bırakılmayacaktır.” 

Bu şu anlama geliyor: “Amerika Irak’ı işgâl edecekse, o gün geldiğinde Ecevit Türkiye’de Başbakan olarak bırakılmayacaktır.” Aynen öyle oldu. Çandar’ın siyasal kehaneti tuttu… Ecevit, Irak’ın işgâline karşı olduğu için, çok güçlü bir irade, çok büyük bir güç tarafından iktidardan düşürüldü. Az önce söylediğim gibi, burada küresel entrikacı Kemal Derviş başrolü oynadı.

“Özel yetkili mahkemeler, sıkıyönetim mahkemelerinin yapmadığını yapıyor”

-Dün sabaha karşı Nedim Şener ve Ahmet Şık başta olmak üzere kimi meslektaşlarımız Ergenekon Davası kapsamında tutuklandı. Bu operasyonla ilgili olarak da kafanızda soru işaretleri var mı?

-Adına “Ergenekon” denilen sürece başından beri kuşkuyla bakıyorum. Yine elimde belge olmadığı için isim veremem ama bu süreçte tutuklananlardan bazıları güven vermeyen kişiler olabilir. Ancak içeride olanların büyük çoğunluğu için böyle bir şeyi kesinlikle söylemem. Zira bu süreç, özellikle iktidar muhaliflerinin toplandığı bir sürece döndü. Silivri, “toplama kampı” gibi bir işlev görüyor. Ben sıkıyönetim döneminde Selimiye Kışlası’nda adliye muhabirliği de yaptığım için çok iyi biliyorum: Önüne gelen hemen herkesi tutuklayan özel yetkili mahkemeler, sıkıyönetim mahkemelerinin bile yapmadığını yapıyor. Oysa DGM’lerin yerine geçen özel yetkili mahkemeler sivilleşme adına kurulmuştu. Sonuçta tam tersi oldu. DGM’ler aranır hâle geldi.

-Son operasyon Ergenekon davasının gidişatını nasıl etkiler?

-Nedim Şener ve Ahmet Şık başta olmak üzere bazı gazetecilerin gözaltına alınmaları, Ergenekon süreci üzerindeki kuşkuları daha da artırdı. Bir kere, daha Ergenekon’un terör örgütü olduğu bile ispatlanamamıştır. Ne deniliyor? “İddia olunan terör örgütü” deniliyor. Ama ispatlanmayan örgütün üyesi olduğu iddiasıyla bir dolu insan yaftalanarak içeri atılıyor.

Ben bu konuda da geçen hafta önerge verdim. Yanıt alamayacağımı bildiğim sorular yönelttim, Sayın Başbakan’a.

-Soru işaretleriniz nedir?

-Dünyanın hangi demokratik ülkesinde; üzerinden üç yılı aşkın bir süre geçmiş olmasına karşın varlığı hâlâ kanıtlanamayan, o yüzden de başsavcılık tarafından yasal olarak “iddia olunan terör örgütü” denilmek zorunda kalınan bir örgüt, soruşturma ve dava konusu edilmiştir? Yine, dünyanın hangi demokratik ülkesinde; iktidar muhalifi gazeteci-yazarlar, varlığı henüz ispatlanamamış bir örgütün üyesi olmakla suçlanmışlardır? Suçlanmışlarsa bunların ülkeleri hangileridir ve sayıları ne kadardır? Yine, dünyanın hangi demokratik ülkesinde; henüz bir kısmı yazılmış ama yayınlanmamış kitabı nedeniyle evine baskın yapılan ve gözaltına alınan gazeteci-yazar vardır?

“AK Parti kazanırsa, muhalefet milletvekilleri tutuklanma tehditiyle karşı karşıya kalabilir”

-Kimi gazetelerde Ergenekon Davası’nda tutuklanacaklar listesi yayınlanıyor. Bu konuda ne diyorsunuz?

-Listeler ne kadar doğru, bilemiyorum. Fakat seçimden sonra Ergenekon dalgası genişletilebilir ve akla gelen, gelmeyen birçok şey yapılabilir. Hatta seçimden önce de bazı şeyler yapılabilir. AKP kazanırsa seçimden sonra dokunulmazlıklar kaldırılıp muhalefet milletvekilleri tutuklanma tehdidi altında bile tutulabilir. Tahkikat komisyonu dönemi de hortlatılabilir.

Add a Comment